Her şeyi kafese sokmakla sevmeyi bildik. Halbuki doğal haliyle sevmeliydik. Çiçeği saksıda değil bahçede, hayvanı evde değil doğada ; biz her şeyi kafesle bütünleştirerek sevmeyi seçtik. Şimdi o sevdiklerimiz özgürlük için belki dualar etti. Kim bilir belki de özgür mavi kirletildiği için, yeşil bilinçli bilinçli ezildiği için bizi şikayet etti. Sokağa tozu, çöpü saldığımız halde şikayete bel bağladık. Hey insan suç sokakta değildi, senin edebinde. Çık bak kafesinden başını uzatarak o sokağa, o maviye, o yeşile belki kızarır yüreğin. Biz sevmeyi kendimizin nefsine öncelik vererek bildik. Biz hep melektik, hep pamuk yürekli; suç hep karşının, hep birileri oldu egomuzun günah keçisi. Bilirim sen iyi insansın ama yüreğin hırsa, nefse yenik. Şimdi şikayet etme zamanı değil, şimdi yargılama sorgulama, yüreğini temizleme vakti. Yarın güneşiyle yeşiliyle mavisiyle endamını sunduğunda gözüne lütfen aldanma böbürlenme nefsine. Edebinle, şükrünle hoşgörünle kıymet ver evrene. Her şey senin değil, her şey özgür; senin olan sadece beton binalar. Etrafında gördüğün her şey canlı, sen canı sadece sesi çıkanda mı sandın. Canlıya, cansıza saygıyı, sevgiyi öğrendiğimizde belki affedecektir bizi evren. Fark ettin mi bilmem ama torpil gösterecek ya da evrenin şikayetini geri çektirecek hiçbir mucize yok etrafında. Günlerce dua ettiğin, mucize beklediğin şey aslında senin kendini düzeltmende kilitli. Hey insan oğlu sev şükrü, şikayetten vazgeç yarından güzelliği bekliyorsan bugün ne yaptığına bak. Ana, güne kıymet vermek lazım. Teknoloji ilerledikçe insan katılaşıyor gibi, belki de farkına varmadan robotlaşıyoruz. Sıkıştırılmış aile ziyaretleri, ruhumuzun dinlendirilmesi, sanki dünyada ebediyeti tadacağız. Ah cancağız ah bilemez misin atan gibi yolcusun fani dünyada. Bırak hırsı, üstünü ört nefsinin deryaya bak deryaya. Maviyi, yeşili gözünle değil duygunla okşa. Anı hisset, şükret nefesine, adımına. Dört duvara kapanmış cezalandırılmış gibiyiz ilahi güç tarafından. Umarım yarınlarımız temiz oksijenin endamıyla sarar ruhumuzu. Bu ders yeter belki kıymetini bilmediğimiz dünlere. Ne zaman kötü bir anı kucaklamaya mecbur kalırsan en mutlu gününün resmini çiz göz önüne, o güldüğün içten kahkahanı yara bandı yap kaygılarına geçecek bugünlerde dünün kilitli sandıklarında kalacak. Biz yepyeni kıymet, değer bilen toplum olarak inşallah uyanacağız yarınımıza. Gördünüz mü küçücük bir görünmez virüs dersimizi verdi. Değer ver kendine, sevdiklerine sarmala anı. Hayat zaten üç günden ibaret değil mi? Şahlanma egona, mütevazi ol yüreklere. Adının yaşamasını istiyorsan iyilik yap, tatlı dil sun etrafına. Bak sor kendine kim yüreğinde izini işlemiş, kalbine merhem süren. Bilsen hoşgörünün kıymetini unutursun egonun şehvetini. Şimdi hepimiz endişeli kilitli kapıların arkasına saklanmışız, sanki yaramazlık yapan çocuklar gibi. Kırdık döktük doğayı, insanı. Zaten beklemeliydik bir tokadı. Tıpkı bir annenin yavrusuna şamarı gibi. Şimdi ne kadar özlemindeyiz kıymet bilmediğimiz tozlu, çamurlu sokakların. İşte anla dert etme her şeyi, yükleme yüreğine olur olmazı. Yüreğine yükleyeceksen de sevgiyi, hoşgörüyü, anlayışı yükle. Bak gör ne kadar hafif olacak yükün. 

   Karamsarlığı en zor zamanımda bile edinmedim arkadaş, hep umudun kanadına tutundum. Şimdi seninde tutunma vaktin. Korkma cezalar elbet bir gün biter; sen yine kavuşacaksın özgürlüğüne, sadece yeni kimliğinle. İnsanoğlu şımardıkça coştu dünyayı ben yaratım havalarında. Kusura bakma koca ilim bir salgını yok edemiyor ki sen kimsin bu cüretinle? Şimdi gününe işle mütevazılığı, dünkü sevmediğin işini sevmekle başla, sonra saatlerce beklediğin durağın kıymetini bil. Zaman ayıramadığın ailene başka bir kimlikle sarıl. Koşuşturmaya, strese verme kendini. Kimse bir teşekkürü bağışlamaz. Her şeye sınır biçmeyi öğren ve her şeyden önce keyfinin kahyası olmayı bil. Bil ki nefesin borç, sevdiklerin emanet, günün en kıymetli hediye. Hadi yarın başka bir kimlikle yola koyul. Yeni şeyler keşfet, sokaklar, küçük şirin kafeler. İnsanları izle, yaşantıları, akan zamanı dinle. Her gün kendine yarım saat, bir saat bağışla. Kitap, kahve filim, müzik, sessizlik keyfi yap. Yaşam standardını indir, yükseklere değil, seni mutlu eden küçük şeylere odaklan. Mesela kahvenin yanında ikrama ya da beklediğin elbise indirime girmiş, seni mutlu eden küçük dokunuşlara tutun. Birde her gün bir şükür bırak başucunda duran salığına. Salığın yerindeyse dünyanın en şanslı insanı olduğunu düşün. Gerisi kendiliğinden zamanla hal olur.  

   Dilerim bugünlerimizi yarının rahatlığında unutmayız. Açlığın terbiyesinden endişelenip kilerlerimizi sıkıştıra sıkıştıra doldurduğumuzu, temizliğin kıymetini ve her şeyden önce insanlığı. Aldanmayız yarının nefsine inşallah, kimliğimizin egosuna, cebimizin kuvvetine. Nasıl olsa gördün bir virüs hepimizi aynı seviyenin insanı kıldı. Ne paran ne de kariyerin işe yaramadı. Ayrıt etmeden geldi hayatımıza. Demek ki sen neysen ben oyum, ben neysem sen osun, yani insanız insan. Sultan Süleyman’ın dediği gibi elimi dışarı da bırakın gömerken beni sonsuzluğa, herkes görsün ki ebediyete ne malını, ne de kimliğini alabiliyorsun. Senden kalan mirasın da bir değeri yok çırpınma. İlla miras bırakacaksan tatlı dil bırak, çaresize çare bırak, yaraya merhem bırak işte senle ebediyete götüreceğin arkandan yapılan dua. Dalma dünya nazına, hele nefsine hiç aldanma bir ders yeti şahına. Güzel insan bil ki boşadır çaban, sen kendine yetecek kadar çalış, çoluğuna çocuğuna ilim, terbiye bırak, mirastan daha üstün.          Demem o ki hayatın her günü bize şans, şükür. Doldurmayalım yüreğimizi nefisle, iyiliğe yönelelim. İnsan kılığını yüreğimize yakışır şekilde giymeyi unutmayalım. 

İnşallah bu salgın günleri terbiye etmiştir nefsimizi, ders olmuştur kıymetle sarmalayamadıklarımıza… Bir de dış dünyaya bağlama ruhunu, içini güzelleştir. İç dünyanı süsle, yalnız kaldığın da bile yetebilirsin ruhuna. Şimdi al keyfini yüreğinin altına, sarıl yarının umuduna. Bu yaşadıklarında vardır bir hikmet, gizemi yarında. Sabret, sabret az kaldı yarının huzuruna…  

   Sıradan her günün peşinden koşuyordu ruhumuz. Düz ve sıradan., hepimiz kıymeti yele savurup şükürsüzlüğü, bıkıntılığı dilimize dolamıştık. Sevdiklerimize zaman bahşetmek olanaksızdı, neden mi olanaksızlaştırdığımız hayatımız. Hep koşarcasına hayatı telaşlı, yetişmezcesine yaşıyor olmamızdan. Ta ki kendimize getiren virüs salgını yüreğimize tokattı yapıştırıp sarstı ruhumuzu. Şimdi her gün üşene üşene geçtiğimiz tozlu sokakları, monotonlaşmış işimizi, ertelediğimiz sevdiklerimizi, kıymet bilmediğimiz yaşantımızı aratıyor olması. Yolda yağmura yakalandığın anın gereksiz telaşını özletti. Belki de yandan arabanın su sıçratmasını bile. 

   Şu beşlikle yazımı sonlandırayım. Yazacak çok şey var ama anlamak isteyen bir tümceyle de anlar. Sevgiyle, nefesinin ve sevdiklerinin nefeslerinin kıymetiyle kal. Hayat senin yüreğin kadar güzeldir. Hayatının manzarasını güzelleştirmek istiyorsan kitap oku, film izle, müziğin notasına ver kulağını, kahve, çay keyfini kaçırma. Böylece hayatın manzarasını işle yüreğine. Mutlaka kendine yarım saat, bir saat ayır ister dış sesi, ister iç sesi dinle ama mutlaka dinlendir kendini. Bazen sessizlikte iyi gelir hayatın kalabalığına. Birde hayallerine koşmayı unutma! Kafanı insana değil, hayallerine, yapacaklarına çevir. Her şey geride kalacak bugünler de, koca hayatın da o yüzden kıymetle kendini. Hayata bir bilet alıp yola çıkıyoruz ama bu yolun dönüşünün tarihi beli değil. O yüzden herkes sana bakakalsa da sen yüreğinin şarkısının gücüne inan… Hayatı hissederek yaşaman dileğiyle. Başka bir yazınımın harflerini kucaklaman ümidiyle seni yüreğine emanet ediyorum… 

Egona değil, mütevaziliğe yenik düş. 

Hırsın değil, iyilik ağır basın yüreğine 

Beklentilerini bulutlara değil, toprağa sığdır 

Sen kendine değil, etrafına da değer ör. 

Yarına değil, bu güne sığ.  

 

Sevil Mazrek Ataç

İnstagram : sevko.kalemi@gmail.com

 

 

Sizin İçin Seçtiklerimiz

Write a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir